dönüp dolaşıp yazdıklarımı tekrar okumaktan çok keyif alıyorum... tekrar tekrar okumayı, tekrar o yazıyı yazdığım ruh halinin belirtilerini hissetmeyi ve o yazının, yazılmadan hemen önce yaşanmış güzellikleri tekrar iliklerimde hissettirmesine, bayılıyorum...
ben sanırım bu yüzden blog tutuyorum... "söz uçar, yazı kalır" mantığı da değil tam anlamıyla...
ama dönüp, yazdıklarımı okuyup, yazdıran olaylar silsilesinin içine tekrar karıştığımda, yaşadığım mükemmelliklerin yüzde onluk bir kısmını bile yazıya aktaramadığımı fark ediyorum. bu çok sevindirici, biliyor musun, ey sevgili okur!
yazdıklarım beğeni kazanıyor, amaçlamadığım bir şekilde... ve ben, fazlasıyla seviniyorum bu duruma... çünkü duygu yoğunluğunun, çok ufak bir kuplesini paylaşabiliyorum yazdıklarımda... ve beğeniliyor da... böyle olduğundan mütevellit; diyorum ki kendi kendime;
-yaşadıklarının, çok ufak bir kısmına şahitlik eden insanların duygularını uyandırabiliyorsun! o insanlar çok ufak bir bölümüyle sevgiye, aşka ve sevgiliye beslediği duyguları tazelerken, sen bunların kat be kat fazlasıyla ihya oluyorsun!
çok mantıklı bir yol izlediğim kanısındayım şükretmek adına... şükredilesi şeyler yaşadığımın, şükredilesi insanları hayatıma aldığımın farkındalığı o kadar ağır basıyor ki; pervane oluyorum mutlu etmek için, istemdışı gelişen bir olgu bu da...
örneklemem gerekirse; ben buraya yazarken, "gözlerine baktığımda, içimde bir kıpırtı başlıyor" diyorum mesela... aslında kalıplaşmış bir tabir bu, herkes, sevdiceği için kullanır, kullanmalı da. bunu gören eşim-dostum, seviniyor ve hissettiklerimi, belki başkaları için hissediyor, içindeki duygular kabarıyor vesaire...
şimdi düşünün; ben bunu yaşıyorum... gözlerimi kapatıp hayal etmek zorunda kalmıyorum, süslü satırları ölümsüzleştirmek için... gerçekliğinden şüphe duyulmayacak bir biçimde yaşıyorum üstelik... sevgilimin gözlerinin içine baktığımda, onun güzelim gözlerinin içinde kendimi gördüğümde, bilincimi yitiricek gibi oluyorum, dilim tutuluyor çoğu zaman, geveliyorum, konuşamıyorum doğru dürüst...
yanındayken, çok heyecanlanıyorum. normalde pek sakar bi insan olduğum söylenemez; elim ayağıma dolaşıyor birşeylerle uğraşırken, olur olmadık sakarlıklar yapıyorum... ne yaptığımın bilincine bile, sonradan varıyorum çoğu zaman...
ben her insanla eşit düzeyde ilişki kurabilen bir karakterde değilim... bazı insanın karşısında, kelime dağarcığımdaki şahsiyetleri ileri itme gereksinimine kapılırım. konuşamam, sıkılırım, bunalırım... karşımdaki insan hiçbirşey yapmasa da, onda beni iten birşey olur, kendimi tam manası ile ifade edemem, bazen...
bazen de, kendimi aşar, kalıplarımı parçalayarak yükselirim... kelimelerim en şık halleriyle dökülür dilimden... elimi kolumu nereye koyacağımı, nasıl oturup, nasıl kalkacağımı ve zamanlamasını, çok iyi belirlerim... sessizlik olduğunda, konuşmak için kasma gereği duymam. sevdiceğimin yanında da, bahsi geçen ikinci ruh halindeyim... nasıl rahatım... hiç yabancılık çekmiyorum, ellerine doğmuş kadar içtenim...
bu yüzden, yapmacık davranamıyorum... fark ediliyor, yapsam da... bu; ilişki kurduğum her insan için, büyük bir şans aslında... çok seviyorum bu yönümü de.. ve onda hayat bulmasını da... onda, şuana kadar gerçekleşenlerin, en iyisinin sergilenmesine de bayılıyorum...
bazen; kelimeler kifayetsiz kalır, ne kadar anlam yüklesen de, karşı tarafa aktarılmaz ya istediklerin, o noktadayım... anlatıyorum ama; hissettiklerimin ne kadarını hissetme şerefine nail oluyorsunuz, bilmiyorum tam olarak... ucundan da olsa, bu mükemmelliğin tadına bakabiliyor musunuz, yapabilir misiniz, bilmiyorum... tadına bakabilmek bir yana, eğer kokusunu bile alıyorsanız, ne mutlu size... bu bile; büyük bir erdemdir...
aşk... yaşamadan yazılan, yaşamadan yaşanan her şey, büyük bir boşluktan ibaret... yaşayınca, kavrıyor insan...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




1 Yorumcu Katılımı:
aşk...en uzun 3 harfli kelime...
Yorum Gönder