yeni yeni tanıdığım, tanımaktan fazlasıyla memnuniyet duyduğum ve bu yüzden arşivini hızlı bir şekilde kurutmaya çalıştığım pek sevgili Rigor Mortis tarafından mimlendim geçtiğimiz günlerde... konumuz itiraf... tehlikeli bir konu, benim gibi kara kutuyu oynayan birisi için... ama şirinleştirmek için çaba sarf etmeyeceğimi sanırsanız, yanılırsınız...
uzun zamandır mim de gelmiyor amma, ben bu mimde neler yazabileceğimi çok düşündüm, hatta beklenen bir mimdi... yazan ve göndermeyen arkadaşlarımı içten içe içerleyerek okudum, okudum ve okudum...
her neyse; artık mim cebimde... bu mimde itirafların ne yönden geleceğini falan, hiç kurcalamadan, sınıflandırmaya çabalamadan yazayım diyorum, kendimden, etrafımda yapıp adlandıramadıklarımdan bahsedeyim...
*kendini beğenmiş insanlardanımdır. bunun yanında mütevazıyımdır da... bu huyumu çok ama çok severim ama, söz konusu olan konu benim kendimi beğenmişliğim olduğunda, itiraz ederim... saçlarımın kötü kesilmiş olması, o an için, bir durumdan dolayı kötü gözüküyor olmam, ergenlikten kalma sivilcelere ev sahipliği ediyor olmam vesaire... hiç bir şey, benim kendimi beğeniyor olmama engel değildir... beni beğenmeyenin, algılarında problem olduğunu düşünürüm... kusursuz olduğumu idda etmem ama, kimse öyle değildir, değil mi?
*kendimi bütünüyle, çok fazla severim... (bknz ilk madde.) hatalar yaptığımda bile, bu sevgi azalmaz, bana göre insanın özüne beslediği sevginin, azalmak diye bir lüksü yoktur, olmamalıdır...
*kendini sevmeyen insanları sevmem çünkü sevmek eylemine kendini sevmekten başlamayan birinin, başka birine sevgi besleyemeyeceğini düşünürüm... bu yüzdendir ki kendisini sürekli çekiştiren (şuram şöyle, buram böyle, klasik hoşnutsuzluklar...) insanların, özgüven problemi yaşadıklarını düşünür ve onlara daha fazla şefkat göstermeye çabalarım...
*nerdeyse hiç yemek seçmem ama fazla yemek seçen insanların yanında, bu huyun beni özel keyiflere sahip olmayan bir insan gibi lanse ettiğini düşünürüm... her insan ara sıra paranoyak düşüncelere kapısını açmalı...
*insanlarla muhattap olmam söz konusu olduğunda, fazlasıyla seçici davranırım içgüdüsel bir şekilde... her insana tam manasıyla kendimi ifade edemem, her insanın yanında tam manasıyla "ben" olamam... bazı insanların yanında nefes darlığı yaşıyormuşçasına zor nefes alırım... bunun hem pozitif hem de negatif yanları yok değil aslında, benimle birlikte olan, kendimi tam anlamıyla yanında rahat hissettiğim ve kişiliğimi tam olarak ortaya koyabildiğim insanlar özel hissedebilirken, diğer yandan sıkıntı çektiğim insanlar beni vasat diye adlandırabilirler... bu yüzden her insanın tanıdığı Serzeniş Meraklısı, aynı değildir... taklitlerinden sakınınız...
*bir insana değer verdiğimde, o çok sevdiğim kendimden eser kalmaz, ben merkezciliğimi rafa kaldırıp, onu merkezime alır ve uydusuymuşçasına etrafında dönmeye başlarım... ta ki kanallar çekmeyene, benim uydu oluşumun bir anlamı kalmayıncaya kadar...
*bir ilişkiyi yürütmek konusunda, her zaman için inatçı ve daha fazla istekli olan taraf olmayı başarmışımdır... ama kötü olan; bir noktadan sonra tamamen elimi ayağımı çekerim, aniden... muhattabım boşluk hissine kapılırken ben; boşlukta oluşan rüzgarı arkama alıp, çoktan yeni sahillere ulaşmış olurum... sonrasında üzülürüm ama, çok üzülürüm böyle olduğu için... üzgünlüğüm çoğu zaman hareketin başını çekmez. bu yüzden hüznüm geçene kadar hareketsizlikle ödüllendiririm kendimi...
*sabit bir kişiliğim olduğu söylenemez... yenilik arayışlarım ve yeniliğe duyduğum açlık, yeni davranışlar şeklinde bir geri dönüş sağlayabiliyor ara sıra da olsa...
*etrafımdaki insanların davranışları ve ruh hallerinden, fazlasıyla etkilenirim... mükemmel başladığım ve aynı mükemmellikte devam ettirdiğim bir günde, canı sıkılmış bir insanla yaşayacağım küçük bir muhattaplık, günümün geri kalanının berbat geçmesine yetecektir...
*ikili ilişkilerimde, yapmak istediğim şeyleri yapmak üzreyken; bunu karşı tarafın isteyip istemeyeceğini çok fazla düşünürüm. bu yüzden rengini fazla belli etmeyen insanlarda, ilk adımı atabilmeyi beceremeyebilirim. bu huyumdan zaman zaman hoşlanmam, ben merkezciliğimle çelişir. karşı tarafı hiçe sayıp, yalnızca istekleriyle ilgilenen insanlara hayranlık duyarım bu davranışları bana zarar verecek olsa bile...
*içimden gelerek yaptığım şeylerin karşılığında bir hoşnutluk durumu söz konusu olmazsa, çok kırılır, incinirim... yaptığım işlerde beğenilmeyi hiçe saydığımı söyleyip dursam da, beğenilmediğinde yaptığım işten bile soğuyabilirim...
*sürprizleri sevmememden değil ama, her işimin planlı bir şekilde yürümesine, belli bir düzen yakalamasına dikkat ederim... bu konuda fazlasıyla hassasımdır... planlanmış bir işte, yan çizildiğinde, kudurur, kudurmuşluğumu içimde yaşarım...
*uç noktalarda yaşanmamış her yaşanmışlık, benim için bir anlam ifade etmez. acımı da, sevincimi de uç noktalarda yaşama isteğiyle yanıp tutuşurum ki; uç noktalara ulaşamamış bir duygu ne mutluluktur, ne de hüzün...
*iştahım açık olduğunda bir bizonu tek başıma götürebilirim ama, iştahım kapandığında silah zoruyla bile yemek yiyemem... can sıkıntılarımın ilk getiri ve belirtisi, iştah kapanmasıdır.
*kendimi geliştirmeye çok fazla önem veririm. kendimi geliştiremeyeceğim, kendime yeni bir şeyler katabileceğime inanmadığım hiçbir işe girişmem...
*annemin sevgi, şefkat ve yemek yapma becerisindeki bir kadına sahip olmanın, kendini "şanslı" diye adlandırmaya yetebileceğine inanırım...
*bir üst maddeye nazaran; evdeki oturma düzeni, eşya yerleşimi, davranış ve alışkanlıklar baz alındığında, annem gibi bir kadının varlığı beni huzursuz eder...
*evimiz; her zaman için annem tarafından işgal edilmiştir, sadelik yandaşı bir kişi olmadığından mütevellit, ev tıkış tıkıştır ve ben o evde nefes alamam...
*ev denince aklıma alabildiğine sade ama sadeliğe kastırırken şıklıktan ve gösterişten kaçılmadan tasarlanmış odalar geliyor... ben çorludaki evimiz haricinde; bu düzeni yakalayabilmiş değilimdir, bundan fazlasıyla rahatsızımdır ama bir kaç deneme harici asla dile getirmemişimdir...
*fiziki şartlar nedeniyle hep yoklukla terbiye edilmişimdir bu vakite kadar. yokluktan dolayı yakınan insanlara anlayışla yaklaşamam bu yüzden. hele hele yapabileceği şeyler var ve yapmıyorsa, ayıplarım, kendi içimde tabii...
*ayağıma göre ayakkabı, götüme göre pantolon bulmakta çok zorluk çekerim... bir ayakkabılık dolusu ayakkabı veya bir gardrop dolusu cuk oturan ve çok yakışan pantolona sahip olmak hep ütopik bir kavram olmuştur şahsım adına...
*bu kadar zorluğa rağmen, giyim kuşamıma laf edene rastlayamamışımdır şuana kadar, bu yüzden kendime övgüler döşenebileceğimi düşünüyorum.
*yüzümdeki sivilcelerden ergenliğe giriş çağı dışında hiç rahatsızlık duymadım... keza onlarda yerlerinden hiç rahatsızlık duymuyorlar ki; hala benimleler... akşamları yatmadan önce severim, okşarım kendilerini.
*takıntısız olduğum iddası doğrudur... takıntılarıyla harmanlanan insanların boş yere kafa yorduğunu düşünürüm.
*din temel alındığında, insanlara baskı yapanlardan tiksinirim... hali hazırda din üzerine bir zorlama yüzünden, imam hatipe gönderilerek iki yılımı kaybetmişliğim vardır. ve imam hatipte görüp, tecrübe edip kaybettiklerim; paha biçilemez!
*kaybedilen herşeyin yerinin doldurulabileceğine inandığım söylenebilir... keza bu güne kadar onlarca kez kimliğimi ve ev anahtarımı kaybettim, yenilerini bir şekilde ulaştırdılar...
*ilk ilişkilerimde yaşadığım problemlerden dolayı, çiviyi çiviyle sökmek adetini edinmişimdir... bu yüzden yaslar uzun sürmez bende, bazı insanları paravan olarak kullansam da, unutma sürecimi hızlandırırım hep... paravan olarak kullandığım insanlarda da; şağladığım imkanlarda küçülmeye gitmemeye çalışırım...
*tahammülsüz değilimdir, tahammülsüz davranışlar sergilersem, bilin ki bir çapan oğlu vardır o işte...
*önceden içten pazarlıklı bir insandım... kurgular döşenirdim etrafımdaki herkese. ve bu işte gayet başarılıydım... sonrasında içten pazarlıklı birini hayatıma dahil ettim ve yaptığım yanlışı gördüm, içimle başkası hakkında pazarlık etmekten vaz geçtim...
*yapacağım bir eylemin hayalini kurarım aklımda birçok kez, başarı yüzdemi arttıracağı batıl inancı ağır basar... bu yüzden ikili konuşmalarda, bazen söze girmekte gecikirim, yanlış anlaşılabilirim...
*kıskançlık algılarım biraz farklıdır. yapamayacağımı kıskanırım. elde edebileceğim üzerine bir ihtimal bile varsa, kıskançlık güdülerim harekete geçmez...
*mantığı ve duyguyu bir arada kullanabildiğime inanırım. bu inancımı sarsabilecek olayıları, çok nadiren yaşarım...
*etrafımdaki insanlara göre daha duygusal ve hissiyatçıyımdır. benim gibi olmayanları garipserim...
*dış görünüşümden dolayı, duygusal biri olmam beklenmiyor sanıyorum ne alakaysa, devasa bir görüntümün olması, duygusuz olmamı gerektirmez, değil mi?
*zaman zaman ruhsuz olmayı çok istemişimdir...
benim yazacak çok şeyim var aslında, söz konusu kendimden bahsetmek olduğunda, durdurabilene aşk olsun...
garip oldu biraz; bazısı itirafa bile girmez belki ama; haydi bakalım artık... böyle geldi içimizden, böyle olsun...
ve bu mimi de; çok sevdiğim dostlarım Sersang, Pi, StummScream, Can ve Brokoli'ye gönderiyorum... yani Erkek Blogları tayfasına... yazmayanlar; döksünler eteklerindekileri...
tekrar teşekkürler sevgili rigor... yazı formu kazanmayı bekleyen, ne de çok harfim varmış bu konuda...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




5 Yorumcu Katılımı:
Mim alındı, yazıldı. :D
Teşekkürler dostum!
@sersang; teşekkürler dostum...
okudum keyifle, yorumladım... iyi ki yollamışım dedim..
haydi bakalım :D
bende sana diyorum iyiki sana yollamışım bu mim'i diye,çok güzel ve farklı olmuş..
kendini bu kadar seviyo olman süper bişey,bende kendimi severim ama zaman zaman beğenmem buda bnm sorunum sanırım =)
Yemek seçmiosun,işte bu süper.Çnkü ben deliler gibi seçip ölümümü bekliyorum=)
İnsanlara kendini ifade etme konusunda benzeriz,öyle insanlar vardır ki odam gibidirler,öyleleri vardır ki batakhane gibidirler dolayısıyla davranışlarım kişisine göre değişebilir.
Uydu benzetmene bayıldım tek kelimeyle,ikili ilişkilerde başarılı bi insanmışsın gibi geliyo bana;)
Planlama desen bu kadar aynı olamayız heralde ;))
Ama ben tahammülsüzüm o yüzden bu yorumu burda kesiyorum =)
@rigor mortis; efenim pişman etmediysek, ne mutlu bize...
evet biraz farklı oldu, yani cinsel tercihimle alakalı birşeyler itiraf etsem, belki daha iyi ve magazinsel olabilirdim ama, yazıcaklarım ciddi anlamda o kadar fazlaymış ki, bitirip oralara gelemedim :Pp
ikili ilişki... ya, bu konuda bi yazı yaziyim ben, tekrar... vardı ama, çok geride kaldı.. insan ilişkisi gör sen :Pp şuan iyi allaaa şükür, acı tecrübeler toplamı diyip, şirinleştiriyorum, acıtasyona mahal yok :D
fazlasıyla ortak yönümüz varmış demekten alıkoyamıyorum kendimi...
sevgiler gönderdim :))
ben de yazdımmmm (:
Yorum Gönder