evet.. karşınıza yine bir mimle gelmiş olmamı, yazacak hiçbirşey bulamayışlarıma yorabilirsiniz, doğrudur... aklıma pek birşey gelmiyor bu sıralar, kayda değer şeyler çıkmıyor parmaklarımdan... böyle zamanlarda mimler işe yarıyor...
unutamadıklarımız, bu postamızın konusu... bunu kim yollamıştı... can? stummscream? neyse, hangisi yollamışsa, sağolsun... yazalım biz...
bakıyoruz, serzeniş meraklısının şu kısacık ömrüne sığdırdığı tomarla yaşanmışlıkta, unutamadıkları nelermiş...
bu mimin konseptini biraz değiştirmek istiyorum, müsadenizle... mimimiz; unuttuklarım ve sizin isteğiniz üzerine hatırladıklarım olsun. çünkü ben istedikten sonra gayet unutkan olabiliyor ve herşeyi unutup, birileri dürtüklemedikçe de, hatırlayamayabiliyorum. bu modifikasyon gerekliydi, çünkü unutmadığım birşeyler yok...
ha şu var; yaşadığım şeylerden yaptığım çıkarımları unutmam. acı/tatlı tecrübelerim kalır zihnimde ve yaşadıklarımdan sonra, yaptıklarımı şekillendiririm daha iyi olması adına. bu, unutamadıklarım diye adlandırılmaz şayet... sizin bu hınzır sorunuz, biraz daha farklı...
*pek muhattap olmadığım, sekiz sene aynı sınıfta okuduğumuz bir kız vardı, sevil... sevilirdi de ayrıca, ama ben pek ilgilenmezdim. annemle annesi arkadaştı da... bir gün; yanlışlıkla çarpıp özür diledikten, onunsa dönüp anneme küfür ettiğinden ve kafa atıp burnunu kanattığımdan sonra, sınıf öğretmenimiz tarafından "iki ay boyunca sabahları evden alıp okula, akşamları okuldan alıp eve bırakma" cezasına çarptırıldım. cezamı çektiğim ilk akşam suç unsurunu eve bırakırken ondan gelen dahiane ve eğlenceli bir fikirle; "hadi birbirimize küfür edelim"le karşılaştım. o; küfür ettiği hiçbirşeyi gerçekleştiremedi, hak verirsiniz ki, küfür kültürümüz bayanlara pek hitap etmiyor. ediyor aslında ama, farklı şekillerde... bense ettiğim tüm küfürleri; onun da yoğun istekleriyle -baskı altında- gerçekleştirdim... ilk gün sigara börekleri yaptı benim için. yatakta yan yana uzanırken, üzerimizi yorgan örterken ve sigara böreklerini elleriyle yedirirken, yengesi odaya girdiğinde meydan larusa sığınmıştık... ders çalışmanın, ne menem birşey olduğunu da, o gün öğrenmiştim... sekizinci sınıftaydım ve sevil; ilk çıktığımdı...
*sekizinci sınıfın ilk döneminde müdür tahta cetvelle ellerime masaj yaparken aileme küfür ettiği için arabasının dört tekerini de patlatmış ve bu güzide eserin şahsıma ait olduğunu, ertesi gün kendilerine bildirmiştim... okuldan atıldım. can sıkıntımı sevile ayrılmak istediğimi söyleyerek aktardım.
*okuldan atıldıktan sonra, bir alt sokağımızdaki okula kayıt oldum. orada ikinci çıktığımı tanıdım, pınar... üç sene sınıf tekrarı yaptığından, benden üç dört yaş büyüktü... garip olan; o da müdüre küfür ettiğinden bir önceki okulundan atılmış ve benimle aynı gün, aynı okula kayıt yaptırılmıştı. onun yanından başka boş yer yoktu. okulun ilk günüydü ikimiz için ve orada bulunduğum sürece, ne o, ne de ben, hiçbir arkadaşlık edinme girişiminde başarılı olamadık. herkes, yabancı olduğumuz için bizi dışladı, muhattap olmadı. kaderin birleştirdiği insanlar olarak bakıyordum ikimize... tanışıklığımızın üçüncü günü, çıkma teklifi aldım, kabul ettim... üç aya yakın çıktık... o yaşlarda yakalanması pek muhtemel olmayan bir ilişkiydi benim açımdan, imkanları iyiydi gayet. sonra esas oğlanın askerden döndüğünü, beni ise sadece fiziksel ihtiyaçlarını gidermek için kullandığını söyledi yüzüme karşı... anlamıştım ki; esas oğlan olmak gerek... anlamıştım ki; kader iki insanı bi araya getirmekle uğraşacak kadar boş vakti olmayan bir olgu... anlamıştım ki; kader cilve yapmayı çok seven bir orospu ve kahpeyi aforoz etmekten başka bir çare yok elimde...
*pınardan ayrıldıktan altı gün sonra, kütüphanede kadın doğum kitaplarından (mavi kaplı, yasak kitaplar, var mı hatırlayanınız?) eşsiz bilgiler ediniyor, odak noktamda olan/olacak olan kadınları genellemelerle tanımaya çalışıyordum. o aralar 3310 furyasının patladığı zamanlar ve ben, altı aya yakın bir birikim çalışmasıyla bir cep telefonu edinebilmişim. 3310... her neyse; ben eşsiz bilgilere mavi kaplı ansiklopedilerin sayfalarından ulaşırken, din kültürü hocamız sayın İdris Hoca kütüphaneye teşrif etti... mavi kaplılar, yasak kitaplardı ama kütüphanenin baş köşesinden ayırmazlardı nedense... teşvik var hocam! diyemedim tabii... o kitapları neden karıştırdığım konulu bana giydirme çabalarının orta yerinde, telefonum çaldı, okulda telefon kullanmak yasaktı. telefonumu almaya çalıştı, rica ettim, olmadı, bırak dedim, olmadı, elini cebime sokma gafletini gösterdi ve ben de kendimi geri çekip koluna okkalı bir yumruk savurdum. sonuç; idris hoca üç aya yakın bir süre kolu alçıda gezmek için hastaneye götürülürken, ben hızlandırılmış disiplin kurulu tarafından okuldan ihraç edildim...
*atıldığım ikinci ilk okulumdan sonra, sekizinci sınıfın son iki ayını mehmet rıfat yalman ilk öğretim okulunda okudum ki, kendisi sanayi mahallesine ikamet eder... okula kayıt olduktan sonra, sadece üç gün okula gittim... ilk gün, müdürün bizzat bana telefon edip gelmemi rica ettiği kayıt olduktan sonraki üçüncü haftanın perşembe günü (üç dört sınava sokup, tamam seninle işim, gelme artık demişti de kendileri.) ve karne günü... ayrıca okula kayıt olduğum gün, telefon numarasını aldığım ve ertesi gün benimle sinemaya gelme teklifimi kabul ederek üçüncü çıktığım olmaya hak kazanan, sınıfın güzel kızlarından duygu... ve duyguyu, -eski ilişkilerimle kıyasladığımda, yetersiz bulduğum için iki hafta sonra terk etmem ve bunun üzerine onun da; bir kutu ilaç içerek intahar girişimi... ilk çıktığıymışım, ya ben, ya hiçmiş, benden başkasına dokunamazmış, öpemezmiş, istemeyecekmiş, benden başkasını sevemezmiş, yaşamasının bir anlam ifade etmeyeceğiymiş... duygu onsekizinde evlendi kendi rızasıyla... iki kız çocuğu var şimdi... (bu açıklamayı yapma gereği hissettim.)
*ortaokulu güç bela bitirdikten sonra aile baskısı ve bilgisizliğiyle imamhatip lisesine yazdırıldım. okulun üçüncü haftası, samimi olduğum arkadaşlarımdan biri, metin, karşı sınıftaki bir kızdan bahsetti ve sürekli bana baktığından, gözünü alamadığından söz etti. o zamanlar maymunun gözlerinin fal taşı gibi olduğu dönemlerdi ve hemen afilli bi mektup döşenerek, teklif edildi, karşı sınıftaki arkadaşa... ve, dördüncü çıktığım olan, pınarla tanışmam böyle gerçekleşti... onun da ilk çıktığıydım, gariptir... pek konuşmazdık, daha doğrusu ben konuşurdum, o da dinlerdi. utanıp konuşamamasını, "seni dinlemeyi seviyorum"larla örtmekte olduğuna aldırış etmezdim. çıkmamızın beşinci ayında elini tuttum, yedinci ayında yanağından öptüm. fiziksel olan herşeyi, bir kenara itmiştim, eski ilişkilerime bakıldığında zordu! zoru becermiştim, beceriyordum! akabinde annesiyle tanıştım. babası o çok küçükken vefat etmişti. annesiyle tek başına yaşıyordu. 1.5 yılı devirmek üzreyken, en yakın arkadaşımla birlikte olmaya başladılar, inanmadım, gözlerimle gördüm.
*imamhatip hazırlık sınıfını, beş zayıfım olsa da, torpilli olduğum için geçtim. kendimi okuldan attırmak için herşeyi yaptım, onlar da beni saflarında tutmak için, birçok şey denediler. olmadı, alışmamış bende, hiçbirşey durmuyordu o okulun içerdiği. lise birin ilk döneminde kaydımı sildirmeyi başardım. kaydımı sildirdiğimde okulda yaşadığım kötü olaylar nedeniyle, dine olan bakış açımı, din eğitimine karşı beslediğim hoşgörüyü, okumaya karşı duyduğum hevesi ve aldatılmaktan dolayı, insanlara olan güvenimin ve kendime olan özgüvenimin tamamını kaybetmiştim. yanlış bir yönlendirme, bir çok şeyi alıp götürüyordu benden işte...
*okuldan kaydımı sildirdikten kısa süre sonra, içimdeki çocuğa yol vermem gerektiğini anladım ve maçka parkında acıklı bir vedadan sonra, kendisini gök mavisi bir uçan balona bağlayarak, arşa teslim ettim. (bitli limonda, bir yazımda bahsetmiştim...)
*çalışıp, paramı biriktirip, kağıthane lisesine kaydımı yaptırdım ertesi yıl. lise birde hiç arkadaş, dost veya sevgili edinmedim. yedi kişiden teklif almama rağmen, kimseyi hayatıma ortak etmeyi, bir seçenek haline bile getirmeden reddettim. insanlara karşı kapalı kutuydum, sadece ismimi, soy ismimi, yaşımı, babamın mesleğini ve nerede oturduğumu biliyorlardı, hocaların sorularından esinlenerek... yeni insanlar ve yeni kırgınlıklar, hatta yeni aldatılmalar yaşamaktan korktum... bir buçuk yıldı geçen, insansız, dört duvarlı ve bol düşünceli.
*lise biri bitirip, ikinci sınıfa geçtiğimde, insanlara kapanan kapılarım ardına kadar açılmış, kendimi bulmuş ve "insanlar benden kaçsın anasını satiym!" düşüncesini sonuna kadar savunur olmuştum. yaşadıklarımı hazmetmiş, aklıma geldikçe gülümsemeye ve "hayat ne garip lan!" demeye başlamıştım... "hayat çok garip" cümlesini beni eskiden beri okuyanlar sıklıkla görmüştür, oralardan başlar bu alışkanlığım... garipliğim... lise ikinin ilk gününü, açılmış kabak çiçekleri gibi olduğumun farkındalığına varan ve tanımak için can atan, sekiz kızla kantinde, koridorlarda ve okulun bahçesinde fink atarak geçirdim. yalnızca o gün; insanlara kendimden bahsetmekten fazlasıyla sıkılmıştım. bir daha da, sıkılmayacaktım... bu gelişmeden sonra ise, tüm okul, beni konuşacak ve tüm okulun farklı sınıflarından benim "neye benzediğimi" görmek için sınıfımıza gelecek insanların akımına şahit olacaktı.
*ilk dönemin üçüncü haftasında, imamhatipten arkadaşların ısrarı üzerine, okulu kırıp maçka parkına gittik. orada hazır kıta bulunan kız gruplarından gondola binmekten korkan bir arkadaşımız, birlikte binmemizi teklif etti. geri çevirmedim, korkuların yenilmesi gerektiği taraftarıyımdır. korkuyla karışık sarılırken sağ koluma, kulağıma benden çok hoşlandığını fısıldadı. özlem, bu şekilde dahil oldu hayatıma. üç hafta kadar çıktık. taksimin alt taraflarında bi kız meslek lisesinde okuyordu, şuanda adını anımsayamadığım. bir gün okul çıkışına almaya gittiğimde, eski çıktığı olduğunu sonradan öğrendiğim bir eleman kolundan tutup, çekiştirerek okulun yan tarafında bulunan parka kadar götürdü. selamlarımı iletmek kaydı ile kafamı ileri doğru uzattığımdan ve onun da yanlış pozisyonda ikamet ediyor olmasından, burnu kırıldı. sonra kız gelip bana niye yaptığıma dair çemkirmeye başlayınca, ona iyilik yaramadığını söyleyip bu ilişkinin son noktasını koydum.
*ertesi hafta hazırlık sınıflarından nergis diye bi kız, çıkma teklifi etti. pembeli mavili bir kağıda, adımın baş harflerini içeren bir şiir eşliğinde... edebi yönü kuvvetli olduğu için kabul ettim. keza ben de karalamayı severdim birşeyler. ortak nokta zırvalığı... beş ay çıktık. bizim mahallede oturuyordu. hatta; mahallemizin en zengin ailesinin kızıydı. ama pekte konuşkan değildi ve bundan rahatsızlıkta duymazdı. gittiğimiz her yerde, benim de durumum olduğu halde hesabı ödemekte ısrar edip, arıza çıkarırdı... ayrıca aşırı kıskançtı, nefes aldırtmayacak kadar... küçük problemler bir araya geldiğinde, bu ilişkinin devamlılığını sorguladım ve sonlandırdım.
*iki hafta sonra, mahallemdeki liseye bir arkadaşımı rahatsız eden bir çocuğu dövmek için uğradım. çocuğu dövdükten sonra, arkadaşımdan telefon numaramı isteyen kızlardan bana ilk ulaşanı olan özlemle, bir pidecide buluşma kararı aldık. çıkmaya başladık ama bir sorun vardı, evden çıkamıyordu kendileri... abisi de bir büfede çalışıyordu, arkadaşım olmalıydı. ertesi gün o büfeye gidip, yarım döner ve ayran söyledim, abisi siparişlerimi masaya bırakırken kolundan tutup, "topraam, maraşlı mısın sen yauuuw?! ne kadar da benziyosun maraşlılara" gibi laubali bir cümle kurdum yüzüne karşı. maraşlıydı, biliyordum. çok sevindi şaşkınlıklar eşliğinde. arkadaş olduk, aynı akşam üçer bira içtik ve artık kankaydık... ertesi gün mahalleden onu rahatsız eden bi elemanı da dövdükten sonra, kankalık bağlarımız kuvvetlenmişti. özlem evden çıkamıyorsa, ben onun evine giderim mantığıyla kurduğum planlar, kurulu saat misali... bir ay kadar çıktık. bu düzeni ve düzenlenmiş bu oyunu, kendime yakıştıramadım. ayrıldım. ama o ayrılmayı istememesinden mütevellit, durumu ailesine anlattı. ayak üstü evlenecektim ki, acele yaftalı bir haberle, toparlanıp maraşa geri döndüler. konu da öylece kapanmış oldu.
*okuduğum okulun popülaritesi, yoğun bir şekilde sol görüşü benimseyen arkadaşlar tarafından işgal altındaydı. oturduğum mahalle yetmişlerde sağcı diye anıldığından, beni de o görüşe mensup ilan ettiler tarafsız olduğuma dair çığırmalarıma rağmen... rahat bırakmıyorlardı. her gün kavga kıyamet... her gün patlayan kaşlar, dudaklar, burunlar... bu yüzden okuldan kimseyle çıkmamaya karar verdim. dilan diye bir kız vardı sınıfımda. benden hoşlanıyormuş, kulağıma çalınıyordu... hem benim almış olduğum karar, hem de onun kültür merkezinde* gençlik kolları başkanı oluşu nedeniyle sıcak bakmıyordum bu ilişkiye. teklif etti bir kaç kez, kibarca geri çevirdim kendisini. yedinci teklifinden sonra, hazmedemediği için kültür merkezinden elemanları üzerime saldı. yirmi iki-yirmi beş yaş aralığı içinde bulunan beş lavuk tarafından güzel bi sopa çekildi bir okul çıkışı şahsıma... üzerimdeki beyaz gömlek, kıpkırmızı olmuştu, iyi hatırlarım. hatta; pansuman yaptırmak için, evden para almam gerekirdi. annem o halimi görünce bayılmıştı. o kadar kötüydü halim. ilerleyen zamanlarda, ülkü ocağından kafaladığım elemanlara bir bir dövdürmüştüm o lavukları. bir de dilanın kaşını açmıştım. o yumruk darbesinden olsa gerek; bir daha teklif etmedi.
***kültür merkezi, solcuların takıldığı sosyal club tarzında, "kültür" çağrışımı yapılan bir yerdi.
*lise ikinin devamı, tatili ve lise son boyunca bir kaç ilişkim daha oldu. onlarda garipsediğim bir yan yok, o yüzden girmiyorum hiç detaya...
*liseden mezun olduktan sonra, çok sonra, otobüsle kartala, babaanneme giderken, karşıma oturup gazete okumaya başlayan bir bayanın gazetesini okumak, ilerleyen zamanlarda önce göz göze gelip, sonra merhabalaşıp, ardından gazetedeki haberlere yorum getirerek tanışmış oldum. yine özlem... yirmisekiz yaşındaydı... ben onyediydim o zamanlar... ertesi gün telefonlaşıp oturduk bi yerlerde... dokuz ay birlikte yaşadık... beşinci ayından itibaren, akıl almaz kıskançlık krizleriyle başa çıkamadım. çabaladım, ama olmadı. ilişkinin son dört ayı, onun yaptıklarına benim çözüm aramamla geçti... ateşli bir kıskançlık krizinin ardından gelen aynı hararetteki tartışmamızda, üstümü başımı çekiştirirken, gerilemesi için ittiğimde yere düştü. işe gitmeliydim, sabahın köründe tartışıyorduk. arkamı dönüp, kapıya yöneldiğimde sağ bacağımdan yakaladı, pantolonum yırtıldı önce, sonra ani bir hamleyle bacağımı ısırarak, etimden et kopardı. ıyy... bacağımın ufak bi kuplesi, birlikte olduğum insanın dişleri arasında, yere tükürülmek için bekliyordu, böyle fantazi olmaz olsundu! bunun üzerine ben de işe gitmek yerine, sağlık ocağının yolunu tuttum. bu ilişkinin yürüyebilmesinin imkansızlığını anladığımda bitirmek istediğimi söyledim. başlarda evden çıkmama izin vermedi, kapıların önüne yattı, bi türlü çıktım gittim... üç buçuk hafta boyunca her gece kapıma kadar gelip, farklı şekillerde intihar girişimlerinde bulundu... ben de güç bela elindeki materyallere el koyup, evine gönderdim... üç dört ay boyunca, aradı, çalıştığım yere uğradı, geçeceğim yerlerde pusular kurdu. sonra vaz geçti.
*çalıştığım firmada modelist bir kız vardı, duygu. özlemden ayrılalı iki ay olmuştu. bir gün genel depoya evrak götürdüğümde karşılaştım kendisiyle. hemen, orada yakınlaşma çabaları içindeydi. çabalarını değersiz kılmadım. iki üç ay çıktık. uygun bir çift olmadığımıza kanaat getirip ayrıldım.
*yine çalıştığım firmadan, güvenlik görevlisi bir arkadaş, nurcan. yemekhanedeyken telefon numaramı alıp, aynı akşam teklif etti. bir buçuk ay sonra evli olduğunu ve kocasının almanyada olduğunu öğrendim. kocasının numarasına ulaşıp, onu da bilgilendirmeyi kendime şart koştum, ayrılmadan önce.
evet... bu mimi üç dört farklı klasmanda değerlendirmeyi düşünüyorum... çok uzun oluyor çünkü... bu, bu zamana kadar "çıktığım insanlarda unutamadığım gariplikler"di diğerleri ise sırası ile;
ailemde unutamadıklarım
sadece kendimde unutamadıklarım
ve son olarak; Sahip Olduğum Kadın...
böylece bir mimi, dört bölüme ayırıp bunun üzerine uzun uzun yazılar yazan biri olarak, tarihe geçeceğimdir...
evet, gidiyorum ben şimdi...
Unutamadıklarım -Part 1-
SeMenin Sınıflandırması:
Mime Gel Hağğnııım,
Serzeniş Meraklısının Ruh Halleri..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




13 Yorumcu Katılımı:
hay maşallah müdür sen yıllardır böyle bir mim bekliyormuşsun. türk eğitim sisteminin seni zaptedememesi gayet doğal.ayrıca yazdıklarına bakıp hay maşallah dememek de elde değil :D
@müdür; yok be maşallahlık bi hali müdürcüüm yaw...
hepsi yıpranmanın bir aşaması işte...
eğitim sistemi yetersiz dedik, inanmadınız abicim :Pp ben napim yani :D
Nabtın sen ya ben sayamadım bu ilişkileri fln beynim döndü yeminle :)) Tek ilişkili bi insanım ben ya garezinizmi var :Pp
Onu geçtim tmm orda takılmadım yine güzel dile getirmişsin eline sağlık..Merakla bekliyorum diğer yazılarıda..
@bigaripwomen; takılma takılma böyle şeylere :Pp bazen insan ilk ilişkisinde yakalayamıyo mutluluğunu...
devam eden serilerde, mutluluğu yakaladığımı da anlatıcam... :D
kadına şiddet !
mor çatıya sığınan oldumu acaba..
ama haketmişler de be mor çatı almazdı onları!
Dostum n'apmışsın sen ya? :D
Okul hikayelerini sevdim, zira tam dayaklık hocalar cidden vardı. Ancak aşk hayatın bir garip savrulmuşluk hissi uyandırdı bende. Dinginliğin hikayesini bekliyorum şahsım adıma, merakla... (:
unutmak diye birşey yoktur. unutmuş gibi yapmak vardır :))))
@sokratesya; şiddet olarak algılanmaz ki ama o...
kişisel savunma mekanizması diyelim biz :D:D
@sersang; dostum ne var ki allansen... şahsım adına bunlar, bir birikime işaret ediyor yahu...
hayat tecrübesi... böyle denk geldi, hepsi bi garip... :D
o da geliyor, gelecektir, gelirler :Pp
@beenmaya; ehi ehi... ama unutmuş gibi yapınca da, hatırlamayanlar da vardır sahiden :Pp ama işte, gerekli yer-zamanlarda çıkarabiliyorum da arşifden.. o güzel :D
canımmm ne de gzüell yazmışsın.şimdi hepsini okuamdım ama okuycam.iyisin değil mi.uzun zamandır ihaml ettiğimin farkındayım.:( kızabilirsin ama döndüm iştee :)
@kamikaze; iyiyim sanemcim, iyiyim...
ne yalan söyleyeyim, evde net yok, bende pek blog okuduğumu idda edemem şu sıra...
blog açmanı ben istedim neredeyse ama hiç destekleyemedim yorumla fln... sen kusura bakma ihmal için... hayat yoğun oluyor bazen... :)
beğendiysen, problem yok. olur mu öyle kızmak kırılmak fln... iyi ol yeter.. hadi bakalım :)
canımsın ne önemi var bana çok büyük iyilik ettin Allah razı olsun.yazı yazmak tadından yenmiormuş :) alışkanlık oluyor.olsun evde net olmaması senin için bir bakıma iyi olmuş.dinleniorsun işte.takipteyim her daim.
Yorum Gönder