bu sabah sevgilimin yirmidokuz ekim tatilini, çok iyi değerlendirdiğimize olan inancım perçinlendi. -bakınız, bayramları resmi tatilden öteye görmeyen insanlar.-
***
ben, dünkü postun hemen ardından, biraz "yeni başlayanlar için felsefe" kitabını kurcaladıktan sonra uyudum. uykum da biraz oldu, ne yazık. bir saat uyuyabilmişim, şükür hatta, ne yazığı. -bu arada, "aman da uyuyamıyorum" ağlamalarımı kesersem, uykumun geleceğini biliyorum, bilinç altı yönlendirmece oynuyorum şu sıra, gayet keyifli.- neyse, gece ikiye doğru yatmış sevgili insanını altı sularında uyandırdım. oturduk, sağdan soldan konuştuk biraz... özleniyor abicim, keyifli ve çokta önemli olmayan konulardan sohbet etmeyi bile özlüyor insan... canlı tanığıyım...
hemen ardından, benim işe gitmem gerekiyordu, kahvaltı yapalım birlikte dedik, dışarıda olsun. ben de işe geç gidip biraz "patronluk" taslarım, neyimeyse, kaç gündür çalışıyorsam... -aslına bakarsanız tam onbeş yıldır, periyodik aralıklarla veya ihtiyaç durumlarına göre...- haydi dedim, bugün geç giden de, patron da benim...
çıktık, mahallede güzel bi ekmek fırını var. pastaneye evrilmeye çabalarını takdirle karşıladığımız. üst katı falan var cafe tarzında... geçtik kahvaltımızı yaptık, sonra dışarıya çıkıp kapının önüne atılmış masalarda çay sigaramızı yaptık, ama, -buraya dikkat lütfen,- en önemlisi, yine hoş bir sohbete koyulduk, karşılıklı olarak...
sektörlerden girip, on yıl sonraki benden, kendimi nerede ve nelere sahipken gördüğümden dolaşıp, önümüzdeki ayın mali planlarından çıktık. gayet keyifliydi. öğretmenleri eleştirdik, çekiştirdik... üniversitelerdeki ağlayan profesörlere sağ kroşeyle, ilköğretim-liselerde görev yapan ve ağlayan öğretmenlere de, sol düzle giriştik...
şahsi fikrimde kesinlikle ortak bir paydada, uzun süreler geçirmesi gerektiğini savunduğum kişisel geleceklerimizden bahsettik. garip, çok mutlu oldum, böyle şeylerin konuşulmasından... hem de, "aman da gündemimize bu konuyu taşımak istiyorum ben" gibi bir uğraş olmadan, kendiliğinden böyle bir gündem doğmasından... taslak olarak duran, işleyişe geçirmek istediğim, ileride olmasını istediğim şeylerden söz ettim. ilgi de gördü, şiddetle dinlendi de. gün boyu mutlu mesut -bu arada buradan, mutlu mesuta da selamlarımı iletmek istiyorum- dolaştım... "ne güzel bir gündü" diyebilirim, diğer yönlerine aldırış etmeksizin...
***
hep pollyannacı bir yanım olduğunu düşünür dururdum... elbette bu sohbetlerin üzerine, gün boyu spesifik hayaller kurmaktan geri kalmadım, o hayal dünyasından mutluluklar yakaladım, sonra ölmesinler diyerekten, hayalsizlikten, gerçek dünyada yok olup gitmek, ya da birkaç lokma halinde tüketilip hazmedilmek tehlikesiyle karşı karşıya kalmasınlar diyerekten, iğneyi dikkatlice çıkarıp, hayal dünyama, özgürlüklerine tekrar kavuşturdum kendilerini...
***
hayattan beklentileri demek pek doğru olmaz ama, hayatta sahip olmak istedikleri şeyler, minimale yakın olan bir insan olduğumu, bugün gözler önüne serdiğimi düşünmekteyim... gelecek planlarından bahsederken "bir ev, bir araba, belki de bir işyeri" söylemini pek sık kullandım. bence bunlar, kaliteli bir yaşam için gerekli olan "minimal" şeyler, belirtmek isterim...
***
böylesi küçük şeylere sahip olduğunda, mutluluğunu ömrü boyunca ağzından ve yüreğinden düşürmeyecek bir insan olduğum gerçeğine değinmişken, üzülerek belirtmek isterim ki, insanlardan beklentilerimi, minimum seviyeye hiçbir zaman için çekememişimdir. nedenini pek bilmemekle birlikte, hep alabileceğimin\verebileceklerinin en üst düzeyi, benim beklediğim oluyor. ama, haksız da sayılmam, değil mi? insan ilişkilerinde de, azla yetinmek saçma gelmiştir bana.
***
bir üstteki maddeyi hemencecik düşündüm de, nedendir diyerek... sanırım buldum. ben insanları hiçbir zaman için azla yetinmesi mecburiyetine itmedim. belki de bu yüzden... bir söz vardır ve herkes bilir. "kendine yapılmasını istemediğin birşeyi, başkasına yapma." ben bunu ters olarak işletime alıyorum. "kendine yapılmasını istediğin şeyleri, başkalarına yap."
***
bugün öğle yemeğinde yiyecek ve içecek konusunda problemler yaşadım. ama buna rağmen -ki yemek, çok önemli bir aktivite, gün içinde yapılan\yapılacaklarla kıyaslandığında- bugün güzel bir gün!
***
iki gündür dükkanda boy göstermekteyim. bunu fark eden mahalleliyi, ne zaman dükkanın önüne çıksam camlara dökülmüş ve bana bakar vaziyette yakalıyorum. tahmin ediyorum ki mahalleli kendi arasında beni değerlendirmeye aldı ve not vermekle meşgul.
***
bugün, babamın hayatındaki her karşı cinse "yeter, sus artık" demek zorunda kaldığına şahit oldum. bugünkü muhatabı mahallenin çocuk kitlesinden olan hatice.
***
değişik çıkarımlar yapmakla meşgul olmuyorum şu sıra, düz mantık devrede. bu güzel.
***
ben bu yazı tarzını sevdim, benimsedim. uzun süre bu şekilde yazabilirim sanırsam.
***
evet. bugünkü gündem maddelerimiz bu yöndeydi. esen kalın, esintilere dikkat edin...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




6 Yorumcu Katılımı:
Oyh Serzeniş'm..
Hiç bitmesin dedim okurken.. :))
Yahu okuyorum okuyorum da nasıl yorum yapsam bilemiyorum. Etkisinde kalmak mı oluyor bu?:)
Ya da cümlelerine daha fazla anlam yüklemeye korktuğum için olabilir..
İşte böyle ya,bil diye şeyettim:)
sevgiler..
S.M., anlatım yine çok iyiydi. sen bu ara bol bol tam karışık yaz bizde bol bol okuyalım:)
Ee iyiymiş işte e süpermiş diyesim de geldi hani, ohoo az kafam da karıştı ben bu yazı stilinden bişi anlamadım neresine yorum katıcam bunu baştakini unuttum sondakini okurken..Oyh sanırım benim az kafam karışık cici :)
Yeni yazı yok hala :/
@ixir; valla sevgili ixirciim... son yazdıklarıma, benim açımdan bakabilindiğinde, birçok anlam bulunabilir...
yorum olayını dert etmeyin bu kadar... okuduğunuz belli olsun yeter :)
@victor van dort; ya hocam, bu tam karışık olayı, çok iyi konsantre istiyor. taslak yapıp attığımda, eski ruh halini de, eski tavrı da yakalayamıyorum...
ama yazacağımdır, şahsen ben de pek bi zevk alıyorum..
sevgiler ;)
@bgwmn; yorumları madde madde not alarak saklayabilirsiniz :Pp
yorum problem diil cicim... :)) iyi ol, yeter...
Yorum Gönder