ben büyümeyi reddediyorum. büyümenin getirilerini, hepsini, hepsini reddediyorum..
hay arkadaş ne zormuş şu büyümek... çocukken ne kadar afilli bi şekilde kandırmışlar bizi, ne kadar da ağzımız açık bi şekilde inanmışız "güzel güzel" büyüyeceğimize...
tabii yaa...
böyle olmamalı... böyle olmamalıydı... böyle olmasın.. niye böyle olsun ki?
birşeyler için başka birşeylerden vazgeçmek, basit ticaret mantığı! birşey almak için para öde. önceden bulgura karşılık şeker, una karşılık mısır...
ticaretin babasını hayatın içinde yaşıyoruz... bir de oturup şunun bunun hesabını yapıyoruz...
zaten pis hesapların döndüğü bir yaşantın oluyor ne yaşarsan yaşa, ne yaşıyor olursan ol. birşeyleri alıp, birşeyleri veriyorsun. birşeyleri arkanda bırakıp, ileriye doğru attığın adımlarda yanında taşıyabileceğin yeni birşeyler alıyorsun. oysa taşımaktan şikayetçi değilsin, ağır gelmiyor hiçbirşey... ama hayır... birşey alacaksan, diyor hayat, birşeylerini bırakman gerek bu kontrol noktasında. sevdiğin birşeyi yanında taşımayı sürdüreceksen, diyor yine hayat, başka bir sevdiğin şeyi bana vereceksin ve bir daha hatırlamayacaksın... attığın her yeni adım için, çantandaki "kıymetlilerinden" bir demet... sen ne vericeksin lan!
hayat pezevenk... yoksa aslında kimse istemiyor birşeyler almak için, birşeyler vermeyi. büyümek uğruna çocukluğunu anılara hapsetmeyi, aklı selim bir şekilde kim kabul eder ki? büyürken, çocukluğunu da elinden tutup yanında götürsen, hiç bi zararı olmaz ki! pamuk helvacı görünce bi pamuk helvacık almak hangi "yetişkin"e sorun ki?
ayrıca "yeni" diye tanımladığımız şeyleri "yok ben almiyim" kibarlıklarıyla reddetme hakkımız da mevcut değil. alacaksın! almayacaksan şayet, almam diyorsan, buyur boğaz köprüsü sağda, büyükbabanın kullandığı kalp ilaçları solda, birini beğenip iptal et hayatındaki yürüyüşünü...

0 Yorumcu Katılımı: