Erteleme!

sana kızdığım ya da tartıştığımız zamanlarda kızdığım noktaları yazmaktansa, seni ne kadar çok sevdiğimi, sensizliğin benden neleri alacağını, nefessiz kalmasam da, aldığım nefesten keyif alamayacağımı yazmayı arzuladım hep. olmadı bu zamana kadar, olamadı...
dün birşeyler yazmak istedim tüm içtenliğimle... meşgul bir adammışım gibi davrandım, işim var dedim, dışarıya çıkacağım...
bugün de yazma isteğim geldiğinde dışarıya çıkmak üzreydim. haksızlık gibi gördüm, düşündüğümü sana söylemeyi ertelemeyi.
dün sana haksızlık ettim, herşeyden önce bunun için özür dilerim.
insan, sevdiği şeyleri hep kendine özel kılmaya çalışıyor...
imkanımız olsa homlısı, sekirgeyi, tokatçıyı ve hatta sarı mok'u evimize alıp, ömürlerini bizimle geçirmelerini isteyip istemediklerini sormaksızın, kendimize özel kılmaz mıydık? bence yapardık... bence homlısın başkalarına kuyruk sallayıp, onlara doğru kıçını kıra kıra koşup, onları da mutlu ediyor olması hiç umrumuzda olmazdı. ya da sekirgeyi besleyen nakliyecilerin hissedecekleri, bize ne ki! derdik. imkansızlık...
insan sevdiği şeyleri kendine saklıyor...
yapıyoruz, yapıyorum özellikle...
seni ne kadar çok sevdiğimi söylemek için uğradım bugün buraya... grey's anatomy izliyoruz birlikte, her gece... insanlar sevdiği insanları sürekli kaybediyor. bazıları da kaybetmemenin sevincini yaşıyor, çoğu pişmanlıklarıyla birlikte... ben kaybetmediğim için sevinirken pişmanlıklarımın sevincimi buruklaştırmasını ya da kaybettiğim için hayatımın bir zindana dönüştüğünü hissetmek istemiyorum. sevdiklerine bir kez daha "seni seviyorum", "sensiz ne yaparım?" "hayatıma kattığın anlamlar sayesinde bugünümdeyim" gibi şeyler söyleyebilmek için herşeyden vazgeçebilecek bir konumda kalıyorlar. ben istiyorum ki; herşey elimizdeyken, herşey, bize bağlıyken haberdar ol bunlardan...
insanlar izliyoruz. kimisi muhteşem derecede umutsuz olsa da hayatta kalabilmek için herşeyi yaparken, kimisi de hastalığında "mucize" olarak adlandırılacak kadar inanılmaz iyileşmeler gösterdiği taktirde ölmek istiyor ve yaşamayı reddediyor...
hayatımsın. yaşamım, yaşamak için en güzel bahanemsin.
seni yaşamayı dilemekle başladı herşey. ana rahmindeydim o zamanlar. küçük, minicik... çok hevesliydim o zamanlar, çok istekli, çok hırslı...
şuan onüç aylığım ve bu hayatı yaşamak istiyorum. en umutsuz zamanlarımızda umut, en mutsuz zamanlarımızda tebessüm olmayı diliyor, buna göre hareket etmek için çabalıyorum. mutlu zamanlarımız için birşeylere gerek duymuyorum, çünkü aşık olduğum kahkahaların, güzel gözlerinin parıltısı ve neşen, o anlara fazladan birşey ekleme ihtiyacı hissettirmiyor insana...
ben, büyümek istiyorum... on-onbeş yaşıma gelebilmeyi diliyorum... o yaşlarımda önce ne kadar yakışıklı olduğumu, ardından da ne çirkin bi ergene dönüştüğümü düşünmek istiyorum. çocuklukta yaşayacağım terslikleri minimum ve hatta hiç hasar almaksızın atlatmak istiyorum...
büyüyelim... sen de gör on-onbeş yaşlarını...
sen de hisset, sıfırlandığımızı ve bugünün, tertemiz, bembeyaz, mis gibi bir sayfanın ilk satırları olduğunu...

2 Yorumcu Katılımı:

Karakutu dedi ki...

onbeşleri, otuzları görün birlikte. yaşlanmayan ellileriniz olsun hatta. yaşamı paylaşmayı arzulamak ne imkansız ve mucizevi geliyor bana oysa. ama siz daim olun, olun ki ben de kaybetmeyeyim aşka umudumu.

Serzeniş Meraklısı dedi ki...

inşallah, amin..
"o" zaten bir mucize, varlığıyla... mucizeler, yanlarında birkaç mucize daha getirir, onları da isteriz biz :D
doğru zaman, doğru insan...
teşekkürler.