Başıma her an atom bombası düşecek kadar tedirgin değilim. En kötüsünü düşünmüyorum savurduğum adımlarda... Saçma gelebilir sana, geçmişi sürekli düşünmüyorum. Düşündüğüm zaman az önce karaladığım o "en kötü" tek bildiğim.
Akışına bıraktığım çok fazla konu ve bunlarla bağlantılı olaylar var hayatımda. Dışarıdan umursamıyormuşum gibi gözükmesin diye de çabalamaktan vazgeçtim... Zaten başkalarına sunum yapmakla geçip gidiyor hayat dediğin. Bir de davranışlarımın aslında "öyle" olmadığını kanıtlamak için başkalaşmak...
Evden çıkıyorum sabahları... takriben 7 de. Uykuya kalır ya da oyalanırsam 7:20. Çok rahatım ilk başlarda. Apartmandan çıkarken, ilk yokuşu koşar adım inerken... Kırlarda gezen Heidi havası.
Otobüse bindiğimde çok kalabalık olduğu için sevgilimden edindiğim alışkanlıklar olan tiksinme, hayattan nefret etme ve boğulma'nın semptomlarını sergiliyorum. Sonra kulağının "meme" kısmını kavrıyorum onların. Tutup atıyorum dışarıya. Öyle bir insan değilim. Gayet keyfini sürüyorum işe gidiyor olmanın. Otobüsteki diğer tüm insanlar benden nefret ediyor. Bakışlarıyla, değişen duruşlarıyla. Beden dilleri o iğrenç kalabalığın içerisinde hem yalnız, hem de inanılmaz mutlu bir insan istemediğini açık bir şekilde beyan ediyor.
Beşiktaş'a kadar otobüsle gidiyorum. Çoğu zaman çok trafik olduğundan, yıldız civarlarında inip yürüyorum. Yağmuru v.s. bahane edip inmezsem vapuru kaçırıyorum. Vapuru kaçırırsam da işe geç kalıyorum. İşe geç kalırsam da... (neyse)
Vapura bindiğimde de bir sorunla karşılaşmıyorum. kapıya yakın oturuyorum. Yıllardır vapurla işe gidip geliyormuşcasına bir havam var şahsen. Manzarayla falan işim yok, sadece amacına uygun, taşıma aracı olarak kullanıyorumcuyum. Bazen simit alıp vapurda tüketiyorum kendisini. Etrafta besleyerek "hayvan severim ben!" diyebileceğim kuşlar yok. İçimdeki martıları, karabatakları, kargaları, martı taklidi yapıp vapurları takip eden güvercinleri besliyorum ben de... Günlük güneşlik bir havada, resimlerdeki deniz ve vapur sahnelerini akla getiren durumlarda, güvercinler içimi yakıyor... İşi yok güvercinin denizle, vapurla. Güvercin hassastır, narindir... Hayattan elini eteğini çeken amca-teyzeler besler onları, umumi park ve bahçelerde, genellikle buğday taneleriyle, bayat ekmeklerle...
Vapurların arkasından giden güvercinler ya hayatlarının gidişatından mutsuzdur, ya da elde edemeyeceklerinden bi haber vapuru takip eder tüm gücüyle.
Neyse. Kadıköy'e ulaşıyorum mutlu mesut tavrımı bozmadan. Vapur yanaşıyor. Kapakları açılırken daha, içim sıkışıyor. Kadıköy, yoruyor beni işe gidene kadar... Kadıköy'de boğuluyorum.
Neden Kadıköy böyle yapıyor dersin atom. Neden, gülemiyorum Asya'da?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 Yorumcu Katılımı:
Sewgili Serzeniş Meraklısı bu yazından anladığım kadarıyla iş bulmuşsun hayırlı olsun artık bize pek fazla vakit ayıramassın diye düşünüyorum ama sen öyle yapmassın biliyorum :) Bir sonraki yazında bize biraz işinden bahsedermsisn? Ne işle meşgulsün? Bilelim yani :)
Yorum Gönder